Krizde Yaşayabilme !

 EKONOMİK KRİZDE YAŞAYABİLMENİZ İÇİN 10 ŞART !!

1 – Yaşanılan ev kira değilse ve 60 m²’den büyükse bir odası kiraya verilecek. Kira ise, boşaltılıp 60 m²’den büyük evi olan birisinin yanına kiraya girilecek.

2 – Akşamları herkes bir odada oturacak ve sâdece o oda ısıtılacak, o odanın lambası yanacak. Isı tasarrufu açısından, binadaki bütün katlarda altlı üstlü aynı odalar, sıcak oda ilan edilecek, böylece müşterek ısınma sağlanacak.

3 – Büyük hipermarketlerden ucuz malları toplama seferlerine çıkarken aynı arabaya mümkün olduğu kadar çok aile binilecek ve şoför “Ecevit vitesi” kavramını iyi bilenlerden seçilecek. Mümkünse çocuklar biraz daha büyük çocuklara emanet edilerek alışverişe götürülmeyecek.

4 – Çok işlek caddelerin ve otoyolların aydınlatama sistemleri çalıştırılmayacak, yoldan geçen arabaların da her dört tanesinden birisinin farları yakılacak. Her gün, farları yanacak arabalar tespit edilip plâka numaraları radyolardan duyurulacak. Televizyon denen âlet zâten bir daha açılmamak üzere kapatılacak.

5 – Herhangi bir kâğıt, beyaz yeri gözükmeyecek hâle gelmedikçe geri dönüşüm için satılmayacak. Kullanılıp atılan kâğıt mendil, kâğıt havlu, peçete ve çocuk bezi gibi şeylerin bezden mâmul olanları sandıklardan çıkarılıp kullanıma sokulacak. Eskiyen kıyafetler yamanmayacak durumda iseler, sökülüp kumaşlarından çocuklara kıyafet dikilecek. Şeker, un, patates çuvalı gibi kumaşa yakın malzemeler de mutlaka değerlendirilecek.

6 – Evin boş kalan yerlerinde ufak saksılar içinde soğan, domates, biber gibi bahçe sebzeleri yetiştirilecek. Hâlâ köyde yaşayan tanıdıkların bir listesi çıkartılıp; un, yağ, yoğurt, bulgur gibi ihtiyaçlar bedavaya temin edilmeye çalışılacak.

7 – Eskiyen ayakkabılar yamanabilecek durumda iseler, kamyonların yollara bıraktıkları kaplama lâstik parçaları toplanıp, yama olarak kullanılacak. Yamanamayacak durumda iseler, kendileri parçalanıp diğer ayakkabılar için birinci kalite yama malzemesi olmak üzere saklanacak. Bağcıklı ayakkabı iseler, bağcıkları da banyo lifi yapılmak üzere ayrılacak.

8 – Kaşınmaya başlamadan yıkanmak yasaklanacak. Yağmurlu günlerde çatıya konulan leğenler vâsıtasıyla yağmur suyu elde edilecek. “Afiyetle” sloganına cân – ı gönülden iştirak edilerek musluktan akan su iştahlı iştahlı içilecek. Barajda yüzen ölü fâre hikâyelerinin anlatılması yasaklanacak. Buna karşılık patates ve hamur kızartmasının, makarnanın, bulgur pilavının ve benzeri gıdaların ne kadar besleyici ve faydalı oldukları hakkında hikâyeler uydurulacak.

9 – Çocuklara ve hanımlara uygun işler aranacak ve okula giden çocukların okulu bırakıp çalışma hakları teslim edilecek. Bırakmadıkları halde ikisini bir arada götürmeleri gerekeceği hatırlatılacak. Lisan bilenlere kitap tercümesi, üniversite talebelerine özel ders verme işleri bulunacak. Dikiş – nakış, ahşap – bakır işçiliği bilenlerin hâsılı herhangi bir sanatı olanların, sanatlarıyla ilgili ek işlere de yapmaları sağlanacak.

10 – Bütün bunların espri değil gerçeğin kendisi olduğu unutulmayacak ama, orta direğin çöküşünden de fazlaca bahsedilmemeye çalışılacak.

İstiklâl Marşı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Milli marşı. Marşın sözlerini Mehmet Akif Ersoy yazmış, bestesini Zeki Üngör yapmıştır.

İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır  ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Mehmet Akif Ersoy


Türk Kurtuluş Savaşı'nın en çetin döneminde, bir millî marşa duyulan gereksinmeyi göz önüne alan Milli Eğitim Bakanlığı, 1921 yılında bunun için bir şiir yarışması düzenledi. Yarışmaya 724 şiir gönderildi. Kazanacak şiire para ödülü konduğu için başlangıçta Mehmet Akif katılmak istemedi. Ama millî eğitim bakanı Hamdullah Suphi'nin (Tanrıöver) ısrarı üzerine, ödülsüz olmak şartıyla o da şiirini gönderdi.

Yapılan seçim sonunda, Mehmet Akif'in "Kahraman Ordumuza" sungusunu taşıyan şiiri TBMM'ce İstiklâl Marşı kabul edildi. Aynı yıl bir de beste yarışması açıldı, ama kesin bir sonuç alınamadı. Bunun üzerine Millî Eğitim Bakanlığı'nca Ali Rıfat Çağatay'ın bestesi uygun görülerek okullara duyuruldu. 1930'a kadar marş bu beste ile çalındı. O yıl bunun yerini, Cumhurbaşkanlığı Orkestrası şefi Zeki Üngör'ün 1922'de hazırladığı bugünkü beste aldı.

Mehmet Akif Ersoy, istiklâl Marşı'nda, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılacağına olan inancını, Türk askerinin yürekliliğine ve özverisine güvenini, Türk ulusunun bağımsızlığa, hakka, yurduna ve dinine bağlılığını dile getirir. Şiirin bütünü, dörtlükler halinde yazılmış kırk bir dizedir

istiklal marşımız için tıklayın !